Bu Yazın En Önemli Sorusu: Roze Mi Yoksa Blush Mı?

Şu geçen içtiğiniz pembe şarap Roze miydi Blush mı? Sahi farkı neydi?

blush

Malum aylardan Mayıs, dışarıda güneş önümüz Haziran falan filan eve giderken bir de şarap alıp keyiflenmek istediğiniz günlerin birindeyiz. Mizansen bu kısma kadar daha çok değişebilir ama şu kısım hiç değişmez: döndünüz dolaştınız şarapların olduğu reyonda kendinizi buldunuz. Bir seçim yapmak gerek. Şimdi Mayıs dedik, yaz arifesi dedik de ne amaçla? Öyle ya siz de ısınan havalara ayak uydurarak kırmızı değil de pembelerden yana kullanmak istediniz tercihinizi. Hem şu ara sosyal medyada da epey trend zaten, hele hafta sonu nereye baksanız pembe şaraplı bir keyif fotoğrafı. Siz de maksat ferah bir seçim olsun diyerek pembe şarapların olduğu tarafa yöneldiniz. Buraya kadar güzel. Peki sonra? Elinizi ¨ Roze ¨ yazan bir şişeye uzattınız. Ama tam altında ¨ Blush ¨  yazan başka bir şişe gördünüz. Bir baktınız. Renkler aynı, pembe. Ama bunun etiketinde yazan Roze onunkinde Blush. Sonra aklınıza daha önce bir yerlerde içtiğiniz Roze şarap geldi bu sefer de farklılık olsun diye Blush’tan yana kullandınız tercihinizi. Sonra eve gelip şarabınızı yudumlarken ¨neymiş bunların farkı?¨ diye merak ettiniz. Aratırken bu yazıyı gördünüz belki de ve öğrendiniz ki dıı dıtt! Roze de Blush’ta aslında aynı… İsimleri harici arada hiçbir fark yok!

Roze. Yani gül. Yani pembe. Pembe şarap deyince aslında aklınıza gelen şey aslında ismiyle müseccel: Roze. Şimdi burada başka bir soru da pembe şarabın aslında nasıl üretildiği. Çünkü tadına bakınca beyaz şarap gibi ferah, ancak yapı bakımından beyaz şaraptan daha güçlü ancak kırmızı şaraptansa daha zayıf olan pembe şarap, kimilerine göre beyaz ve kırmızı şarap arasında bir geçiş formu gibi düşünülse de aslında bu pek de doğru değil. Pembe şarap aslında üretblushim şekline bakıldığında beyaz şaraba daha yakın. Farkıysa pembe şarap üretilirken siyah üzümlerle kısa bir maserasyon işlemi uygulanması. Böylece sınırlı bir miktar renk maddesi şıraya dolayısıyla da şaraba geçiyor. Bu tekniğin adı ‘saignée’ diye biliniyor ya da Türkçe bilinen adıyla ‘kanama’ tekniği. Genelde aromatik, sek şarap üretiminde kullanılan Eski Dünya tarzı imalatçıların tercih ettiği veya Fransızların kullandığı bir teknik.

Blush şaraplar kanama yönetemiyle üretilmiş olabilir veya ‘stuck fermantation’ ya da bitmemiş, yarım kalmış fermantasyon tekniği denilen bir teknik kullanılmış olabilir. Blush aslında Amerikalıların pazarlama amaçlı kullandıkları bir isim. Kelime olarak gri anlamına gelen Blushların renkleri biraz daha açık olur. Yarım kalmış fermantasyon ise kaza eseri ortaya çıkan bir teknik. Hikayesi de epey ilginç. Beyaz şarap üzümü sıkıntısı yaşanan bir dönem California’da, Mill Creek şaraphanesinde Charles Kreck, kırmızı Cabernet üzümlerini, maserasyonsuz olarak fermantasyona bırakıyor. Günler sonra kontrol için baktığında fermantasyonun çoktan durduğunu ve mayanın etkisiz hale geldiğini görüyor. Kullandığı şekerinse olduğu gibi kaldığını görüyor. Yaptığı şaraba bakıp ¨ bunları şişelesem mi yoksa döksem mi?¨ diye kara kara düşünürken şarap yazarı arkadaşı Jerry Mead onun bu halini görüp şarabın tadına bakıyor. Denediği şeyden fazlasıyla keyif alan Mead, “Yok yahu, süper olmuş hadi şişeleyelim” diyor ve hatta adını da ‘Blush’ olarak öneriyor. O gün ortaya çıkan Blush ancak üç şaraphane tescil alabiliyor: Mill Creek, Beringer ve Sutter Home.

roze

Aslında dökmeyi düşünürken tesadüfen başarılı olan Charles’ın bulduğu bu tekniğin adı özellikle Güney Afrika ve dünyanın pek çok yerinde güzel sükse yapıyor.

Sorry, the comment form is closed at this time.

 
buna benzer şeyler