otomatik portakal

”Tüm hayvanların en zekisi, iyiliğin ne demek olduğunu bilen insanoğluna sistematik bir baskı uygulayarak onu otomatik işleyen bir makine haline getirenlere kılıç kadar keskin olan kalemimle saldırmaktan başka hiçbir şey yapamıyorum…”
Muhtemelen bu cümleler çoğumuzun dikkatini çekmiş ve Anthony Burgess’in kaleme aldığı Otomotik Portakal kitabını okumaya sebep olmuştur. İlk okumaya başladığınızda yazarın anlatım diline şaşıracaksınız, belki de rahatsız olacaksınız. Şiddet dolu, kaba üslupla, argo kelimelerle yazan Burgess, kurguladığı distopik geleceği anlatıyor.
Bol şiddet içeren Otomatik Portakal, başta rahatsız edici gelse de okudukça sizi bu üsluba alıştırıyor, hatta normalleştiriyor. Hikaye her ne kadar kısa olsa da, kitabi tek seferde bitirmeniz zor olacaktır. Kitapta yer alan şiddet ve vandalizm sizi biraz yoracak, arada mola verip tek noktaya uzun uzun bakmanıza sebep olacaktır. Olayları hazmetmeniz zaman alabilir, benden söylemesi.
Gelelim kitabın ana konusuna. Kitap, şiddet tutkunu Alex ve arkadaşlarının nasıl şehir sakinlerinin kabusuna dönüştüğünü anlatıyor. Uyguladıkları şiddeti her inceliğine kadar anlatan bu kitap, Alex’in gençliğinde uyguladığı şiddetten başlayarak hayat hikayesini ele alıyor.
Kitabı okuduğunuz zaman anlatılanların size çok uzak olduğunu düşüneceksiniz. Bazı yerlerde rahatsız olup yazara kızabilirsiniz de. Okurken şiddetin size çok yabancı olduğunu düşündüğünüz, oysa hepimizin içinde bulunan, belki de yüzleşemediğimiz şiddeti anlatıyor Burgess. Okuyunca çok etkileneceğinizden ve asla pişman olmayacağınızdan eminim. Eğer bu denli acımasız kitabı kaldıramam diyorsanız benden size nacizane öneri, yanında bir şeyler için. Kuru kuru gitmez.

yorumlar (1)
  1. damla25 Nisan 2017

    şahane anlatmışsın nezrin. okumaya başladım bile.

    cevapla

yorum yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

 
buna benzer şeyler