Kırmızı Saçlı Kadın

Küçük bir kasabadaki genç kuyu kazıcısının ilk aşkı, İbretlik Efsaneler Tiyatrosu’ndan kırmızı saçlı kadın…

Söz konusu Orhan Pamuk olunca reklamını görür görmez alıp okuduğumuz su gibi akan bir roman daha!

Bir aşk hikayesinden çok, genç kahramanımızın ilk aşk deneyimi sonrasında başına gelenleri anlatan yazar, yaklaşık 200 sayfaya çok güçlü bir kurguyu sığdırmış ve hepimizin yaşadığı ya da yaşayabileceği trajik duyguları bir araya getirmiş. Pamuk, sadece bir kahramanın üzerinde yoğunlaşmasına rağmen kahramanın babası, babası gibi gördüğü Mahmut Usta’sı, kendisi, ilk aşkı Kırmızı Saçlı Kadın ve oğlu derken aslında çok fazla bakış açısını size göstererek çoklu yorum yapmanızı sağlıyor.

Okurken yaşanmış bir olayı dinliyor gibi hissedebilirsiniz, çünkü yazar okuyucuyu karakterlere o kadar yaklaştırıyor ki ortada bir suç var mı yok mu? Peki bu bir suç mudur? O zaman suçlu kimdir? soruları ile araya ilave ettiği harika antik Yunanistan ve eski İran masallarıyla sorgulayarak şüphe içinde kalmanıza sebep oluyor.

Bitirdiğimde, bana tam olarak hissettirdiği; karşı koyamadığımız bir kader havuzu içinde ince ve sağlam iplerle birbirimize bağlı olarak yüzdüğümüzdü. Her şeyi birbiriyle öyle güzel bağlamış ki kitabın sonunda domino etkisini sıralarken buldum kendimi. Kahramanın yıllar içinde sürekli sakladığı ve unutamadığı duyguları takıntı yaparak iç sorgulama yapması da çok etkileyiciydi.

Yıllar sonra gittiği kasabada gözleri eskiyi ararken ben de bolca ağladım 🙂

Ne İçek? derseniz, tabi ki kahramanımızın İbretlik Efsaneler Tiyatrosu’nda başladığı rakı içme serüveninden beri canınızı çektiren, “bi duble olsa şimdi” dedirten rakı…

Sorry, the comment form is closed at this time.

 
buna benzer şeyler