Onursal Başkanımız, Feylesofların Prensi: Ömer Hayyam

Sadece yaşadığı dönemin değil dünya tarihinin büyük dehalarından Gıyaseddin Ebu’l Feth Bin İbrahim El Hayyam.

18 Mayıs 1047’de İran’ın Nişabur kentinde bir çadırcının oğlu olarak dünyaya geldi. Çadırcı anlamına gelen soyadını babasının mesleğinden aldı fakat çok daha büyük işlere imza attı. Yaşadığı dönemde İbn-i Sina’dan sonra Doğu’nun yetiştirdiği en büyük bilgin olarak kabul ediliyordu. Matematik, fizik, astronomi, cebir, geometri ve yüksek matematik alanlarında önemli çalışmalarda bulundu. Ömer Hayyam için “zamanın bütün bilgilerini bildiği” söylenirdi. Yaptığı çalışmaların çok azını kaleme aldı en büyük eseri Cebir Risalesidir, günümüzde bilinen çoğu teoremlerin temelini Ömer Hayyam atmıştır. Günümüzde Pascal üçgeni olarak bilinen şey aslında Hayyam üçgenidir.

Astronomi alanında da çok başarılı çalışmaları vardır. Kendi doğum gününü yaptığı titiz çalışmalarla kendisi bulmuştur. Ayrıca dönemin hükümdarlarının yıldız fallarına bakardı daha doğrusu hükümdarlar Hayyam’dan kendi yıldız fallarına bakmasını isterlerdi ve hükümdarlar vereceği kararları bu yıldız fallarına göre düzenlerdi.

21 Mart 1079 yılında tamamladığı, yaşadığı dönemde toplum arasında “Hayyam Takvimi” diye bilinen takvimi biz günümüzde “Celali Takvimi” olarak biliyoruz. Güneş yılına göre düzenlenen bu takvim 5000 yılda bir gün hata verirken bugün kullandığımız Gregoryen Takvimi 3330 yılda bir gün hata verir.

Tüm bu engin bilgilerin, titiz çalışmaların yanında Hayyam yaşama, aşka ve şaraba gönülden bağlı bir insandı. Ömrü boyunca saray entrikalarından uzak durup tüm hayatını rasathanesinde gökyüzünü gözlemleyerek elinde şarabı ve koynunda sevdiği kadınla hayatını geçirmek istiyordu.

Ömer Hayyam’ın Semerkant’a gitmek gibi bir isteği vardı, bunu da gerçekleştirdi o zamanlar da tanınan bir filozoftu ve dinsiz olarak biliniyordu haksız da sayılmazlardı aslında. Semerkant’a girdiğinde birkaç bağnazdan oluşan çete Hayyam’ı tanıdı yazdığı rubailerden bir örnek okuyarak hemen sorguya çektiler rubai şöyleydi:

Şarap testimi kırdın Allah’ım
Zevk yollarımı bağladın Allah’ım
Yere saçtın lâl rengi şarabımı
Tövbeler tövbesi, yoksa sen sarhoş musun Allah’ım?

Hayyam korku ve öfkeyle dinledi. Çetenin ve Hayyam’ın içinde bulundukları kalabalık içinde bu rubainin okunması kaçınılmaz bir cinayete yol açabilirdi. Kalabalığın tepki gösterip senin bastırmalarını önlemek için hemen atıldı: Ben bu rubaiyi ilk kez senin ağzından duyuyorum. Ama şunu ben yazdım bak diyerek cevap verdi:

Hiç, bildikleri hiçtir, bilmek istedikleri hiç,
Bak da gör şu cahilleri, kurulmuşlar tepesine dünyanın,
Onlardan değilsen şayet kâfir derler adama
Boş ver onları Hayyam, sen bak kendi yoluna.

Fakat ne yazık ki bu çaba pek işe yaramamış Hayyam’ı sağlam bir hırpalamışlardı. Aslında bu şu an ki şöhrete kavuşmasında bir basamak olabilirdi. Nizma-ül Mülk ve Hasan Sabbahla tanışmasına biraz da bu dayak vesile olacaktı. Daha sonra yargılanması için Hayyam’ı dönemin en saygı değer kadısı Ebu Tahir’e götürdüler olayı anlatıp Hayyam’ın kafir olduğunu söylediler. Kadı da Ömer’in ismini duymuştu o da test etmek istedi ve yine Ömer’in söylediği sözleri Ömer’e yöneltti:

Demişsin ki: “Bazen camiye giderim, orası gölgeliktir, güzel uyku çekilir.”

Ömer’in cevabı gecikmedi: “Sadece Rabbi’yle barış içinde olan bir adam ibadethanede rahatça uyuyabilir.”

Ebu Tahir Ömer’in zekasından etkilenmişti. Fakat onun için biraz endişeleniyordu aklına gelen şeyleri içinde bulunduğu ortamı önemsemeden söylediği için kendi başını belaya sokabilirdi. Bu yüzden ona kalın bir defter verdi gösterişliydi, o dönemin en kaliteli kâğıtlarından yapılmıştı. Bunu vermesinde ki amaç Ömer’in aklına her ne geldiyse onu hemen deftere yazmasıydı ve bu defteri kimseye göstermemeliydi çünkü içinde yazılı olanlar hayatına mal olabilirdi.

Ebu Tahir, Ömer’i yanında dolaştırmaya başladı hedefi dönemin hükümdarı Nasır Han’la tanıştırmaktı. Han’la aynı ortamda bulundukları sırada Han’a methiyeler düzen şiirleri okumak üzere insanlar salona doluşmuşlardı. O an da salona şiirini okumak için Cihan adında bir kadın girdi. Ömer’le göz göze geldikleri an aralarında yaşanacak olan ilişkinin temeli atılmıştı. Birlikte oldular Ömer her ne kadar saraydan uzaklaşmak isterse Cihan’da yaşanacak ömrünü sarayda geçirmek istiyordu. Ömer, Cihan’a karşı duyduğu sevgiden ona karşı çıkamıyordu bu durum yüzünden bazen soğuk davranıyordu aralarında yaşanan bir tartışma sonrasında Ömer şu mısraları yazdı:

Sevgilinin yanında yapayalnızdın Hayyam!
Şimdi sığınabilirsin ona, artık gitti madem.

Velhasıl aradan yıllar geçti Cihan saray sevdası yüzünden hayatını kaybetti, kocası olan Ömer’i yalnız bıraktı. Bu sırada Ömer, Ebu Tahir’in kendisine verdiği defteri rubaileriyle doldurmaya devam ediyordu. Fakat bu defteri eski dostu Hasan Sabbah, Ömer’i yanına getirmek için kaçırdı. Ömer defterinin peşine düşmedi Hasan’ın yaşadığı kale kendi yaşam tarzına hiç uymuyordu. Gökyüzünü izleyemeyecek, şarabını yudumlayamayacak, aşk yaşayamayacaktı.

Bu yüzden hayata başladığı yerde Nişabur’da son nefesini de verdi. Tarih 4 Aralık 1131’i gösteriyordu.

Denize düşüp kaybolan su damlası
Toprağa karışan toz zerresi
Nedir bu dünyaya gelip gidişimizin manası?
Fena bir böcek işte, bugün var yarın yok.

yorum yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

 
buna benzer şeyler